HASTANE MACERALARIMIZ: AVUSTRALYA SAĞLIK SİSTEMİ SİMÜLASYONU


03.05.2018

Merhaba herkese, bu yazımızda devlet hastanesindeki 5 yıldızlı endoskopi maceramızı anlatacağız ve sağlık sistemi hakkındaki izlenimlerimizi paylaşacağız.

"Avustralya Sağlık Sistemi" ile ilgili yazımızda pratisyen hekimlerin görev yaptığı, bizdeki aile hekimliğine benzeyen kliniklerden bahsetmiştik. Öncelikle, Avustralya'da devlet hastanesinde bir uzmana görünmek için pratisyen hekiminizden sizi uzman doktora sevk etmesini istemelisiniz. Kimi zaman gideceğiniz branşa göre, devlet hastanesinde bir uzman doktora görünmek için aylarca beklemeniz gerekebilir. Bu durumda, özel hastanedeki bir uzmana gitmeyi de tercih edebilirsiniz. Özel hastanelere pratisyen hekimden sevk almadan gidebiliyorsunuz. Ancak aklınızda bulunsun; Medicare sistemine bağlıysanız, pratisyen hekimden sevk almanız durumunda Medicare size doktor ücretinin bir miktarını geri ödüyor.

Gelelim bizim başımızdan geçenlere... Eşim yıllardır midesinden şikayetçiydi ve rahatsızlığına Türkiye'de yıllar önce reflü tanısı koyulmuştu. Avustralya'ya göç ettikten sonra yıllarca kullandığı ilaç dışında yeni bir ilaca başladı. (Ülkemizdeki kimi ilaçları burada bulamıyorsunuz, tedavülde aynı işi gören farklı etken maddeli ilaçlar olabiliyor.) Zaman zaman midesinin üzerinde, karaciğeri zannettiği bir bölgede ağrısı olduğunu söylüyordu. Türkiye'deyken ultrasona girmiş ve karaciğerinde zararsız kan pıhtıları olduğunu öğrenmişti ancak doktorumuz yine de bir MRI çektirin ne olur ne olmaz diye bizi tembihlemişti. Eşim az biraz evhamlı bir insan olduğu için midesinin üzerindeki ağrıların ciddi hastalık belirtileri olduğuna kısa sürede karar vermişti. Sık sık karaciğerin çok önemli bir organ olduğundan dem vuruyor, benim tepkilerimi ölçüyordu. Durum böyle olunca bir süre sonra ben de paniklemeye başladım ve bir gün uykumdan zınk diye kalkarak "haydi şu MRI'ı çektirelim" dedim.

Pratisyen hekimimizden ilk iş, devlet hastanesindekiler için 6 ay beklersiniz dediğinden, bizi özel hastanede çalışan bir gastroenterolojiste sevk etmesini istedik. Eşimle birlikte doktora muayene olmaya gittik, Türkiye'de yaptırdığımız kan testlerini, ultrasonları gösterdik. Doktorumuz devlet hastanesinde MRI sırası çok olduğundan bizi özel bir görüntüleme merkezine yönlendirdi. Ayrıca kontrol için endoskopi yaptıralım, midedeki yaralanmalara ve bakterilere bakalım dedi. Şanslıydık ki devlet hastanesinde endoskopi sırası yok denecek kadar azdı, zaten zorunda kalmadıkça kim endoskopi yaptırmak ister ki... Hemen devlet hastanesine başvurumuzu yaptı ve hastaneden size hangi tarihte endoskopi olacağınızla ilgili bir mektup gelecek dedi. Mektup evet. Burada haberleşmeler hâlâ fiziki mektup yoluyla yapılıyor. Dumanla haberleşmeye de herhâlde birkaç yıl önce son vermişlerdir.

MRI konusundaki deneyimlerimizi anlatmama gerek yok, son teknoloji, tertemiz bir görüntüleme merkezinde işimizi hallettik. Biraz cebimizi yaktı (550 Aud) ancak en nihayetinde eşimin karaciğer nahiyesinde şüphe yaratacak bir musibet olmadığını öğrenmiş olduk. Endoskopi tarihimizi ve saatimizi hastaneden gönderilen mektup aracılığıyla öğrendik. İşlem öğle saatlerinde yapılacaktı, öncesindeki 8 saat boyunca mideye bir şeycik girmemeliydi, mutlaka bir refakatçi ile gelinmeliydi; işlem sonrası trafiğe çıkmak, toplu taşıma kullanmak ve işe geri dönmek sakıncalıydı. Korkacak hiçbir şey yoktu çünkü işlem öncesi sakinleştirici verilecek ve bütün süreç hasta uyuduktan sonra yapılacaktı. Bütün koşullar oldukça rahatlatıcı gözükmesine rağmen, eşimin iğnelere olan ezeli düşmanlığından ve enteresan fobilerinden dolayı gerginliğimiz sürüyordu.

İşlem günü randevu saatimizde hastaneye giriş yapıp, gastroenteroloji bölümüne gittik. Resepsiyondaki ablaya geldiğimizi haber verdik ve beklemeye başladık. Biliyorsunuz Avustralya hastaneleri hastaları bekletmesiyle ünlüdür, yine bu gelenek bozulmadı. Randevu saatimizden yarım saat sonra, nihayet hemşire ile görüşmek için çağırıldık. Bu aşamada hastaya öncül incelemeler yapılıyor, hastalık geçmişi soruluyor ve muvaffakatname imzalatılıyor. Hemşire yarım saat kadar, eşime ve bana akla gelebilecek her türlü soruyu sorduktan sonra eşimin tansiyonunu ölçüp, üstünü çıkarması için onu başka bir kısma götürdü. Soyunma odasına girmeden önce eşime temiz bir paket içerisinde terlik, bornoz ve ince bir önlük verdi. Eşim soyunduktan sonra işleme girecek diğer hastaların beklediği salonda oturarak doktorunu beklemeye koyuldu. Bu sahne dışardan bakan biri için oldukça komikti çünkü birbirini tanımayan beş-altı kişi iç çamaşırları ve bornozla oturuyor, ciddi bir ifade ile gazete dergi okuyordu.

Lupus!

Kısa bir beklemenin ardından doktor sandığımız ancak daha sonra hasta bakıcı olduğu anlaşılan bir kişi tarafından çağrıldık. Zaten hastaneye vardığımızdan beri kimi görsek doktor zannetmek gibi bir kusurumuz vardı. Hasta bakıcı beni nazikçe kışkışlayarak, dışarıda beklemem gerektiğini, eşim çıkmadan yarım saat önce beni arayacaklarını söyledi. Ardından eşimi sedyeye yatırıp, başka bir odaya götürdü. Buradan sonrasında resepsiyona geçip, merakla ve telaşla aranmayı bekledim. Yaklaşık bir saat bekledikten sonra, eşimin yarım saat içerisinde çıkacağına dair telefon alınca biraz rahatladım. Yine de resepsiyonda refakatçilerine teslim edilen hastaların, sarhoş gibi yarı baygın bir hâlde olmaları ve zombi gibi yürümeleri beni biraz korkutuyordu. Eşim bayılıp kalmadan eve bir varsaydık diye içimden geçiriyor, hindi gibi düşüncelere dalıyordum.

Yaklaşık yarım saat sonra eşim kendisine eşlik eden hemşire ile ufukta göründü. Yüzüne pembe bir renk gelmişti, kıpır kıpırdı ve hiç de az önce önümden geçen zombilere benzemiyordu. Rahat bir nefes aldım ve hemen eşimi soru yağmuruna tutmaya başladım. İlk olarak eline damar yolu açıldığını, üzerine sıcak battaniye örtüldüğünü ve sakinleştiriciyi alır almaz uykuya daldığını söyledi. Sıcak battaniye bütün korkularını yok etmiş adeta sıcağı gören kedi yavrusu gibi mayışmış, böylece iğne fobisini yaşamasına fırsat kalmadan bayılmıştı. Ardından gözünü açıp, haydi yapmıyor musunuz şu endoskopiyi diye sorduğunda doktorun çoktan yaptık demesiyle bu duruma kendi bile şaşmıştı. İşlem hastaya hiçbir şey hissettirmeden, tereyağından kıl çeker gibi tamamlanmıştı. Eşimin bir süre daha sedyede uzanmasına müsaade etmişler ve daha sonra ayıkana dek oturması için onu başka bir odaya almışlardı. Burada hastalara sandviç ve meyve suyu ikram edilmiş, eşim aç olduğundan üç tane sandviçi iştahla mideye gömmüştü.

Endoskopi maceramız herhâlde şu ana dek eşimin yaşadığı en güzel hastane tecrübelerinden biriydi ve bu tecrübeyi yaşadığı yer bir devlet hastanesiydi. Bize toplu taşıma kullanmamamız tembihlenmesine rağmen hem cimriliğimizden hem de Türk genlerimizden dolayı otoriteye karşı çıkma eğilimimiz yüksek olduğundan trenle güle oynaya evimize gittik. O gün çocuklar gibi şendik ve hastaneleri yendik.

Avustralya'ya gelmeden önce göçmenlere ait bloglardan Avustralya'daki hastanelerin yeterince teknolojik olmadığı, bizdeki özel hastaneler kadar modern gözükmediğine dair yazılar okumuştuk. Ancak bizim izlenimlerimize göre, buradaki devlet hastaneleri dahi bizdeki özel hastanelerden daha teşekküllü, daha modern ve daha bakımlı... Kaldı ki gelişmiş bir ülkedeki hastanelerin (altyapı açısından) Türkiye'dekilerden daha aşağı seviyede olması biraz abes olurdu. Dahası burada devlet hastanelerinde dahi ülkemizdeki özel hastanede göremeyeceğiniz seviyede iyi muamele görebiliyorsunuz. Doktor ve hemşireler sizinle uzun uzun ilgileniyor, hastalık geçmişinizden güncel şikayetlerinize kadar ıncık cıncık her şeyinizi araştırıyorlar. Bunun sebebi yalnızca sizi bir insan olarak değerli görmeleri değil, yanlış bir muameleye uğramanız durumunda hakkınızı savunabileceğiniz tarafsız hukuki altyapının kurulmuş olması. (PS: Elbette iki ülkenin sağlık çalışanlarını kıyaslamak gibi bir niyetimiz yok, kaldı ki ülkemizdeki sağlık çalışanlarının mevcut koşullar altında fedakârca çalıştıklarına ve ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarına olan inancımız tam.)

Olumsuz taraflarına gelecek olursak, kesinkes ilk sıraya bekleme sürelerini koyabiliriz. Şimdi bu noktada iş garip bir hâl alıyor, çünkü doktorlar daha hızlı ve daha az ihtiyatlı oldukça, yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz özenli ve itinalı muameleyi yitirmeye başlayacağız. Belki haberleşme ve iş akışı yönünden daha az karmaşık bir sisteme geçilmesi az da olsa bekleme sürelerini azaltabilir. Daha sağlam bir çözüm olarak, nüfus artışına oranla Avustralya'daki devlet hastanesi ve uzman doktor sayısının artırılması akla geliyor. Ancak bunun için de sağlık sektörüne daha fazla fon ayrılması, çalışanlardan daha fazla vergi alınması gerekecektir. Özetle bu işin mükemmel bir formülünü ya da sorunun kesin bir çözümünü bulmak o kadar da kolay gözükmüyor.


Yazılarımızı beğeniyorsanız ve bizi daha fazla yazmak için motive etmek istiyorsanız lütfen yorum yapmayı ve paylaşmayı ihmal etmeyiniz :) İlginiz ve zamanınız için teşekkürler...